Emrah Polat - yazarın resmi sitesinde biyografisi yazıları ve romanı hakkında basında çıkmış haberler bulunmaktadır
 
 
Picture
Ekonomik olarak kendine yetememe gibi gayet aşikar bir görünüme sahip yoksulluğun, aralarındaki farklara (mezhepsel, cinsel, etnik vs.) bağlı olarak, insanların zihinsel kalıplarını ve dünyayı algılayış biçimlerini önemli ölçüde belirlediğini öne sürmek sanırım abartı olmayacaktır.
Mülakatlar birbirinden farklı olsa da kimi ortak yanlarını açığa çıkarmak hiç zor olmuyor; örneğin, insanlar bulundukları pozisyonların gereklerine göre yoksulluk hallerini tarif etmeye, açıklamaya ve bazen de meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Tümünde, dışlanma ve mekansal kapalılık ya görülüyor ya seziliyor. İnsanların çoğunda hala, "kurtulmaya" dair bir bir umut var. Bu nasıl mı olacak? Okuyarak örneğin!
Elbette "göreli mahrumiyet kuralı" (benden de kötü durumda olanlar var) toplumun her katmanında olduğu gibi yoksullar arasında da iş görüyor ve böylelikle bulundukları durumu meşrulaştırmaları kolaylaşıyor.
Genel ve kapsayıcı bir tanımlama olan yoksunluk ve madunluğun, mülakatlar sayesinde tikelliğini; yaşa, cinsiyete, etnik kimliğe, dinsel inanca, hayat hikayelerine, yaşanılan yere bağlı olarak değişebilirliğini anlamak mümkün hale geliyor. Bunun yanı sıra, mülakatların bir bölümünün yayımlanmasının belki de en büyük faydası; insanların dille kurdukları ilişkinin sergileniyor olması. Böylelikle anlam dünyalarına girmek mümkün oluyor.
Yoksulluk üzerine çalışmak, çoğu zaman çalışılan nesneyi "entelektüel şiddet nesnesi" haline dönüştürme ya da "göreli mahrumiyet" basamaklarının insanların zihnindeki meşruluğunu artıracak -Necmi Erdoğan'ın deyişiyle 'ağır çekim yoksulluk'- bir rol oynama riski taşımakla birlikte, yapılan çalışmanın bu tür alanlara yönelmediğini teslim etmek gerekiyor.
Yoksulluk hali içindeki insanlar kendi "özgünlüklerini"
ancak ötekilerle karşılaşarak ve ötekilerin onları adlandırması üzerinden tanımlıyorlar. Yoksa hiçbiri durduk yerde kendi "yeknesak" özgüllükleri içinden bu tanımı yapmıyorlar; yani tanımlama için aşağıdakilerin yukarıdakilerle karşılaşması şart.
Yoksulluğun toplumsal varlığını epistomolojik düzeyde tarif için kullanılan her sözcük, kaçınılmaz bir biçimde yoksullara çeşitli dozlarda sembolik şiddet uygulamanın aracı olacaktır. Ancak bu toplumsal varlığı epistomolojik düzeye taşımamak da ciddi bir sorumsuzluk örneğidir. Belki de ara yol, çalışmayı yürütenlerin "onları konuşturmak" değil fakat "onlarla konuşmak" olarak tarif ettikleri yoldur. Ancak bilmek ile yapmak arasındaki açı her zaman dar bir açı olmamaktadır ve nihayetinde yoksullar yoksuldur, entelektüeller entelektüel. İşte, araştırmayı yapanlar da bunun farkındadır.
Yoksulluk Halleri; yoksulluk içindeki tikelliklerin ve tekilliklerin açığa çıktığı, farklı okumalara açık, önemli bir kitap sonuçta. 

 


Comments


Comments are closed.