Ağaoğlu Mesih mi? (Bir Reklamı Kazıdıkça) 08/02/2009
Son günlerde, lüks ötesi otomobiller ve kızı yaşındaki güzel kadınlarla basında gözükmeyi tercih eden Ali Ağaoğlu’nun sahibi olduğu inşaat şirketinin ilanlarının ülkenin en çok satan gazetelerinin birinci sayfalarını süslemesi çokça tartışılıyor. Ancak nedense tartışma konusu yapılan, ilanın yalnızca bir yönü: O da, Türkçe’de “tavır” olarak okunan, İngilizce’de “kule” anlamına gelen “tower” sözcüğü kullanılarak, Ağaoğlu’nun vergi rekortmenleri arasındaki yerini sorgulayan bir medya grubuna inceden inceye “tavır” gösterip göstermediği. Peki ama “tower”ı yalnızca “tavır” olarak okuyabilir miyiz? Kuşkusuz okunabilir. Fakat bunun düz ve yalınkat bir okuma olacağını da baştan belirtmek gerekli. Hem, söz konusu medya grubuna kızdığını varsaysak bile böyle mi tavır gösterilir Allah aşkına? O halde, “Tower”ı başka bir okumadan geçirmeli ve bu ilginç reklamı kazımaya başlamalıyız. Tower, tower… Nasıl okuyabiliriz tower’ı? Galiba bu sorunun yanıtı reklamdaki anlam katmanlarından ilkini oluşturan birkaç parçanın birleşiminde yatıyor. Bu parçaları şöyle sıralayabiliriz; sloganın bütünü (Ağaoğlu Tower’ını Gösterdi!), sloganın sonundaki “göstermek” fiili, reklamın sağındaki erkek cinsel organını andıran kule ve genç kadınlarla gözükmeye özellikle gayret eden Ali Ağaoğlu’nun kamuoyundaki imajı. O halde “tower”ı, sessel benzerliği su götürmeyen bir sözcükle, “güç, iktidar” anlamına gelen “power” sözcüğüyle değiştirmek mümkün görünüyor. Zaten reklamcılar muhtemelen, bir şeyi açıkça söylemeyip dolaylı olarak anlatmak anlamına gelen anıştırma yöntemini kullandıkları bu cinsiyetçi ve fallist (erkek cinsel organına tapınan) reklamın böyle okunabileceğini tahmin ediyor, hatta istiyorlardı. Sonuçta, su götürmeyen bir gerçek varsa; o da, bu ilanı da kapsayan agresif kampanyanın ilgi çekerek iş yapmasının, paraya secde eden reklamcı güruhunun birincil görevi olduğu. Bir an için kendimizi bu kampanyayı yürütenlerin yerine koyalım: Muhtemel İstanbul depremi yaklaşıyor, tüm dünya gibi Türkiye’de ekonomik buhranın dibinde ve inşaat firmalarının yaptığı konutlar ellerinde patlıyor. Bu şartlar altında Ağaoğlu’nun gelecek yüzyılın evleri dediği, en ucuzu bile orta-üst bir aileye oldukça pahalı gelen dört bin konut nasıl satılır? Tabii ki saldırgan, ses getiren bir üslup kullanarak ve örneğin, milletin güvenini kazanmak için Ağaoğlu’nu –aşağıdaki ilanda da açıkça görüldüğü gibi- insanüstü bir yerlere çıkartarak. Ağaoğlu’nun biz fanilerden farkını, onun yarı-tanrı konumunu gösteren yukarıdaki ilanı hazırlayanların bilmedikleri ya da Ağaoğlu’nu güçlü göstermek isterken farkına varmadıkları bir konu daha var: O da, ilk sloganda yer alan örtülü mesiyanik söylem: Ağaoğlu gücünü gösterdi!.. Slogandaki örtülü mesiyanik söylemi görmek için kazmaya devam etmeli ve İncil’e, İsa’nın Mesihliğinin anlatıldığı bölüme kadar gitmeliyiz: “…Tanrı’nın gücünü gösterdi ve Tanrı’nın vaad ettiği Mesih olduğunu kanıtladı.” İşte şimdi, gözüken sloganla örtülü sloganı birleştirip reklama gücünü veren asıl sloganı yazmanın vaktidir: “Ağaoğlu, Tanrı’nın gücünü gösterdi ve Tanrı’nın vaad ettiği Mesih olduğunu kanıtladı.” Ağaoğlu’nu büyük İstanbul depreminden bizi koruyacak bir kurtarıcı gibi sunan “yaratıcı” reklamcılara ve Ağaoğlu’na sormak gerekiyor: “Kendini tanrı yerine koyanların ya da Babil Kule’sinin sonunu hiç bilmiyor musunuz?” Not: Altına imzamı atacağım bu yazı, yeni romanımda A.Ü İletişim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olan bir karakter tarafından muhalif bir gazetenin pazar ekine yazıldı ve oldukça ses getirdi. Ancak kimsenin farkına varmadığı bir konu vardı: O da, yazının temelini oluşturan tezin dayandığı sözün İncil’de bulunmadığıydı. |



RSS Feed